Daisypath -

1 Haziran 2014 Pazar

Pozitif Disiplin

Bugün İlk İz Montessori Okulu'nun düzenlediği bir seminere katıldım. Öncelikle okuldan bahsedeyim. Okul'un sahibi olan Öznur Hanım her daim orada ve öğretmenlerin günlük programlarını da o yapıyormuş. Okul tek kat üzerine kurulu. Böylece katta ne olup bitiyor Öznur Hanım çok kolay takip edebiliyormuş. Bütün yaş grupları aynı katı kullanıyor. Olması gereken de bu bence. Zaten Montessori eğitiminde de bu gerekli. Okul Montessori materyalleri açısından çok zengin, hatta Öznur Hanım eksiksiz olduğunu söyledi. Yemekleri kendi aşçıları oradaki mutfakta hazırlıyor, dışarıdan hazır hiçbir şey vermiyorlarmış. Kendine ait bahçesi var. Bahçede bitki yetiştiriyorlar ve çocuk parkı var.

Seminerin konusu ise pozitif disiplindi. Psikolog Başak Kuzucu oldukça faydalı bilgiler verdi bize.

Öncelikle toplum olarak çocuk konusunda kafamızın çok karışık olduğundan bahsetti. Çocuğa bazen "Sen daha küçüksün" derken, bazen de işimize geldiğinde "Sen artık büyüdün" dediğimizi, tutarsız olduğumuzu söyledi.

Türkiye'de 2 uç anne babalık var. Bir kısım çok otoriter, anne-baba merkezli ve çocuğun anne-babaya uymak zorunda olduğu uç. Diğeri ise çocuk merkezli ve hayatın çocuk üzerine kurulu olduğu uç. Elbette kurallar olmalı ama çocuğun çocuk olduğu da unutulmamalı. Elbette çocuğun tercihleri göz önünde bulundurulmalı fakat çocuğa aşırı özgüven aşılanmamalı, onun her şeye hakkı olduğu, onun mükemmel olduğu hissi de yaratılmamalı.

Biz çocuklara hep yapmamaları gerekenleri söyleriz toplum olarak. "Yapma, etme, dur, sen ne kadar yaramazsın, sen yapamazsın" gibi. Bu kadar çok olumsuzluk duymak çocukta yetersizlik duygusu yaratıyormuş. Çocuk "Ben zaten yapamam" fikrini benimsiyormuş. Çocuğa yaramaz demek ise, onu etiketlemek manasına geliyormuş.

Her çocuk faklıdır, öyle de olmalı zaten. Her çocuk herşeyi aynı dönemde ve aynı şekilde yapmaz, yapamaz. Çocuğumuzun farklılıkları ile mutlu olmalıyız.

Çocuklar hakkında onların yanında, sanki o yokmuş gibi konuşmamalıymışız. "Bu da çok yaramaz", "Bu hep böyle, her gecemiz uykusuz bizim" gibi.

Her olumsuz davranışın altında mutlaka karşılanmayan bir ihtiyaç yatarmış.

Bilirkişi olmaktan, sürekli onları yönlendirmekten vazgeçmeliyiz. Onlara gerektiğinde hayır demeli ve çocuğa da hayır deme hakkını tanımalıymışız.

Mola minderi meselesine de değindi. Hani çocuk bir hata yaptığında belli bir süre orada tutulan minder ya da sandalye vs. Hiçbir çocuk mola minderinde "Ben ne kadar büyük bir hata yaptım" diye düşünmez, sadece öyle gerektiğini anladığı için, bir süre sonra istenildiği gibi davranır. Mola minderin çocuğun kişiliğine vurulan bir darbedir.

Herhangi bir sorun yaşadığımızda öğütleri uzun tutmamalı, 5-10 dk'lık kısa bir konuşma yapmalıyız.

Çocuğa her gün saati saatine bir program uygulamamalıyız. Programda esnemeler yapabilmeli ve mesela bir arkadaşı evde olduğu için o gece olması gerekenden geç yatacaksa, bunu ona açıklamalıyız.

Çocuğa duygularını ifade etme hakkı vermeliyiz. Gerektiğinde ağlamalı da çocuk, kızmalı da. Onu "Sus" diye susturmamalıyız. Bastırılmış duygular çok farklı yerlerden patlaklar verebilir.

Birbirimize öfkeli iken iletişim kurmaya çalışmak yerine, "Şu an gerçekten çok öfkeliyim, bunu daha sonra konuşalım" demeli ve sonrasında mutlaka konuşmalıyız.

Çatışma anlarında 2-3 yaş çocukların dikkati dağıtılabilir ama 5 yaş sonrası bu yapılmamalı.

Uyarılar aşamalı olmalı. Mesela çocuk oyuncağı ile mobilyaya vuruyor ve bundan rahatsız isek önce ona çok gürültü olduğunu, bundan rahatsız olduğumuzu ve komşuların da rahatsız olabileceğini, mobilyaların da zarar göreceğini anlatmalı, eğer durmazsa "Eğer yapmaya devam edersen, oyuncağı elinden alacağım" demeli ve yine devam ederse oyuncağı gerçekten elinden almalıymışız.

Duygularımızda samimi olmalıymışız. Gereksiz yere onu alkışlamamalı, takdir etmemeliymişiz. Mesela yemeğini yedi diye onu alkışa boğmamalıymışız. Çünkü yemek yemek doğal birşey ve bunun takdir edilecek bir tarafı yok. Mesela 6 yaşında bir çocuğumuz var ve bize resim yaptım diye sadece bir karalama getirdi. Asında o yaştaki bir çocuk karalamadan fazlasını yapabilmeli, böyle bir durumda "Aaaa harikasın" dememeli ama ona " Ne çizdiğini bana anlatır mısın?" deyip resim üzerinde konuşmalı ve sonrasında ona "Konuştuklarımıza göre resmi tekrar çizer misin?" demeliymişiz. Böyle bir yaklaşım onun kendini geliştirmesini sağlar.

Her geçen yıl okula başlayan çocukların el becerileri ve öz bakım becerileri açısından daha yetersiz olduğundan ve bunun sebebinin aşırı korumacı ve her şeyi toparlayan, halleden anne-babalar olduğundan bahsetti.

Bilirkişi değil, rehber olmalıymışız. Çocuğumuz gerektiğinde bizden yardım isteyebilmeli ama bizsiz hiçbir şey yapamayacağını da düşünmemeli imiş.

Çocuğa mutlaka alternatifler sunmalıymışız. Mesela masanın üzerinden atlamak istiyorsa, "Dur, yapma" diye kızmak yerine, tehlikeli olduğunu anlatmalı ve mesela gel birlikte şunu yapalım demeliymişiz.

Çocukların oyuncakları ulaşabilecekleri yerde olmalı. Fazla oyuncak çocuğun dikkat süresini azaltır. Çok oyuncak varsa, bunları kısım kısım çıkarmalıymışız. Oyuncaklar onların el becerilerini ya da yaratıcıklarını geliştirir tarzda seçilmeliymiş.

Çocuğun ihtiyaçlarını anlamalı ve onları karşılamalıyız.

Sorun değil, çözüm odaklı olmalı, onlarla keyifli, eğlenceli zamanlar geçirmeliyiz.

Çocuk çatışma anında bile onu sevdiğimizi bilmeli. Böyle davrandığım için beni sevmiyorlar diye düşünmemeli. Onu her haliyle sevdiğimizi bilmeli.

Çocuğa bir şeyi anlatmaya çalışırken başkaları üzerinden örnekler vermek daha etkili bir yöntemmiş.

Çocuğa sorumluluk vermeliymişiz. Oturup çocuğun ödevini yapmak, o kendisi yiyebilirken, ona yemek yedirmeye çalışmak yanlışmış. Ya da o bir şey yaparken her an yapacağı bir hatada ona müdahale etmek için başında beklemek.

Mükemmel çocuk, mükemmel anne baba diye bir şey yok. Çocuk olduktan sonra hayatı hem kendimize hem de onlara zehir etmenin manası da yok. Onlarla olmaktan keyif almalı, öncelikle çocuk sahibi olmanın ne kadar mükemmel olduğunu anlamalıyız.

Gerçekten güzel bir seminerdi. İlk İz Yuva ve Başak Kuzucu'ya teşekkürler.

3 yorum:

  1. paylaşım için teşekkürler. Düşünme minderi uygulamasının zararlı olduğun u bilmiyordum

    YanıtlaSil
  2. Çok istemiş ama gidememiştim. Paylaşım çok faydalı oldu, teşekkürler :)

    YanıtlaSil

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.